Mükemmeliyetçilik: Kendini Kanıtlama Çabası ve Yakınlıktan Kaçış
Mükemmeliyetçilik, çoğu zaman başarı arzusundan çok, utançtan ve sevilmez olma korkusundan beslenen bir savunma mekanizmasıdır. Bu yazıda mükemmeliyetçiliğin kökenlerini, ilişkiler üzerindeki etkilerini ve dönüşüm yollarını ele alıyoruz.
İnsanlar çoğu zaman sadece daha iyi hissetmek için terapiye gitmez; duygularını bastırmayı öğrenmek için bu yola başvururlar. Mükemmeliyetçiler için olumsuz duygular tehditkârdır. İstenmeyen hislerden kaçabileceklerine inanırlar ve bunun için her yolu denerler.
Bunun yaygın yollarından biri, kendini kanıtlama çabasıdır. Yeterli onay alındığında, sağlam bir kimlik oluşturulabileceği düşünülür. Ancak hemen her mükemmeliyetçi, başarılarını sürekli sorgulayan güçlü bir iç eleştirmen ile yaşar.
Kendini Kanıtlama Döngüsü
Kimi mükemmeliyetçiler kendilerini romantik ilişkiler üzerinden kanıtlarken, kimileri bunu iş hayatında yapar. Ne var ki mükemmellik arayışı arttıkça, hem başarıların hem de kimliğin ne kadar kırılgan olduğu gözden kaçar.
Bu saplantı, çoğu zaman sevdiklerini ve duygusal yakınlığı geri planda bırakmaya yol açar. Çünkü başarısızlık ihtimali, yalnız kalma ihtimalinden bile daha korkutucu hale gelir.
Mükemmeliyetçilik Bir Savunma mıdır?
Mükemmeliyetçilik, geçmişte yaşanan olumsuz deneyimlerin etkisini silmeye yönelik bir savunma mekanizması olabilir. Utancın, çoğu zaman travmanın bir sonucu olduğu bilinmektedir.
Çocukluk deneyimleri; kimliği, öz algıyı ve başkalarına güvenme kapasitesini şekillendirir. Çocukken incitilen bireyler, yetişkinlikte bu acıyla başa çıkmakta zorlanabilir.
Mükemmeliyetçiler ise sıklıkla kendilerini suçlarlar:
- “Yeterince iyi olmadığım için başarısız oldum.”
- “Yeterince güzel olmadığım için reddedildim.”
- “Daha fazla çabalasaydım her şey farklı olurdu.”
Bu düşünceler, olayların karmaşık ve çok boyutlu doğasını görmeyi zorlaştırır.
Siyah–Beyaz Düşünme ve İç Eleştirmen
Mükemmeliyetçilik, “Ya tamamen iyiyim ya da berbatım” şeklindeki siyah-beyaz düşünme biçimiyle yakından ilişkilidir. Kusurlar hatırlandığında, kişi çoğu zaman çocukluk travmalarına geri döner.
Sürekli eleştirilen bir çocuk, yetişkin olduğunda kendini yalnızca başkalarının değerlendirmeleri üzerinden tanımlar. “Bugün yeterince iyi miydim?”, “Hata yaptım mı?” gibi sorularla kendi değerini sorgular.
Mükemmeliyetçilik çelişkili bir yapı taşır: Kişi mükemmel olamayacağını bilir ama yine de bunu başarabileceğine inanır.
Yakınlıktan Kaçış
Mükemmeliyetçiler yakınlık kurmakta zorlanabilir. İlişkiler derinleşmeye başladığında, iç eleştirmen devreye girer ve duygusal bağlardan kaçış başlar. Bu kaçış, yeni bir “daha mükemmel” hedef arayışıyla gerekçelendirilir.
Good Will Hunting filmindeki Will karakteri, terapisti Sean ile potansiyel bir ilişkiyi neden başlatmadığını anlatırken şöyle der:
“Şu anda mükemmel ve bunu mahvetmek istemiyorum.”
Sean’ın cevabı ise mükemmeliyetçiliğin özünü yakalar:
“Mükemmel değilsin. O da değil. Mesele, birbiriniz için mükemmel olup olmadığınız.”
Bu farkındalık, Will’in istismarı hak etmediğini ve sevgiye izin verebileceğini anlamasını sağlar.
Sevgi ve Belirsizliği Kabul Etmek
“Kendini sevmeden başkasını sevemezsin” sözü sıkça duyulur. Ancak kendini sevilemez gören biri, sevgiye izin veremez. Gerçek dönüşüm, sevgiye ve belirsizliğe alan açıldığında başlar.
Mükemmeliyetçiler için asıl öğrenilmesi gereken, kendini sevmekten çok belirsizliği tolere edebilmektir. Sevgi, kusursuzlukla değil; çaba, bağ ve süreklilikle var olur.
Günün sonunda kim olduğumuzdan çok, ne yaptığımız ve birbirimizle nasıl ilişki kurduğumuz belirleyicidir.
Destek Almak İsterseniz
Eğer mükemmeliyetçilik yaşamınızı, ilişkilerinizi ve kendinizle olan bağınızı zorlaştırıyorsa, bu döngüyü tek başınıza kırmak zorunda değilsiniz.